Kayıtlar

Benden Romantik Kadına Övgü

 Benden Romantik Kadına Övgü Dokunmuyorsa ellerim Görmeye hasret gözlerim  Yolunu kaybetmiş sözlerim  Yine ben, yanında değilim. Ama sen benim fincan çayım Tüm ömür sürecek serenadım Aklımda hep iki çiçekli  Menekşemizi suladığın

Dediler

 Dediler     Konuşamaz dilim Ama sözlerim Onlar gibi çoklar Ve de yoklar Kargalar, martılar, kediler, kediler

Hatırlamak İstediğim

Hatırlamak İstediğim   Bir insanı, bir insanın sevebileceği kadar sevmek yetmez bazen. Daha ötesi gerekir, daha fazlası. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı zamanlarda, sessizlik yardıma koşar. Söylenmemiş her kelimeyi bin misli bağırır. Ama bu da yeterli değildir. Bütün bu duygu fırtınası kalıplara sığamaz. İşte o zaman, bazı insanlar imkansızı başarır. Cansız tuvaller ve her gün gördüğümüz renkler parlamaya karar verir. Farklı suretlere bürünürler. Hayatım boyunca düzenli bir şekilde gördüğüm mavi, bu tablonun üstündeki büyülü darbelerle aynı olamaz, aynı değildir de zaten. O maviyi özenle seçip en ince dokunuşlarla oraya yerleştiren yaratıcının konuşma şeklidir bu, dünyanın varoluşundan beri herkesin bildiği bir dil! Zaman onu eskitemez, sadece daha da güçlendirir. Her meraklı gözle bu eserler tekrar tamamlanır. İnsanlar kendine mahsus duygularıyla bakar ve bu mavi herkese farklı gözükür. Ben de öyle yapıyordum. Bir insanın sevebileceğinden daha fazlasını hak eden bir insanla tüm...

Uykunun Uğramadığı Geceler

 Uykunun Uğramadığı Geceler     Gecenin bir vakti uyandım. Tüm dünyanın sessizce beklemeye karar verdiği vakitlerden biriydi. Sanki başıma gelen şeylerin inanması güç bir rüya olup olmadığından emin olmak istiyordum. Gördüğüm şey, tek kelimeyle anlatılamayacak kadar harikuladeydi. Öylesine orada olamayacak kadar güzel bir çiçekti. Bir anlığına kendimi onun bakışlarına kaptırdım. Bana her zaman önemliymişim gibi bakan gözleri bir kemanın hüzünlü sesi kadar mavi ve çamlardan oluşan uçsuz bucaksız bir ormanın hayalinin geride bıraktığı izlercesine derindi. Böylesine gözler için bakmak, içindeki tüm yıldızlarla siyah gökyüzünün varlığı kadar güzel bir lütuftu. Saçları dünyanın kalbinde yanan bir ateşin en sıcak yerinden rengini almış, güneşin bile kıskanacağı bir zariflikle etrafa ışık saçıyordu. Bu muazzam ateş kalbimin en ücra köşelerinde bile kolayca unutulamayacak kıvılcımlar yaktı. Dudağının hemen kenarında beliren o zarif kıvrımlara ufak bir gülücük kondurmak için nele...

Kaybettim: Birkaç Duygu, Biraz Aklımı ve Bu Hikayenin Sonunu

Kaybettim: Birkaç Duygu, Biraz Aklımı ve Bu Hikayenin Sonunu    Pazar günlerinin en sıradanına uyanmış olmalıyım.  diye düşündü. Yapacağı her şey aynıydı. Söyleyeceği ilk söz belliydi. Gün boyunca ne zaman gözünü ovuşturacağının bile zamanının, önceden kararlaştırıldığını düşünüyordu. Ama beklemediği bir şey oldu. İkinci esnemesi ve ilk yüz yıkamasının arasındaki o kısa vakitte yatağına dönüp akşamı beklemeye karar verdi. Çünkü benim hikayelerim hep gece vakti gerçekleşiyordu.  O gün gökyüzüne baktığında fark etmişti. Her gece orda bulunması gereken parlak yıldızlar kendini gizliyordu. Acaba kimin ışığından bu kadar çekindiler?  diye düşündü. Eminim böylesine muazzam bir görüntüyü bir kez bile görsem, ömrüm boyunca hiç unutamayacağım en özel hayal tuvalini doldururdu.  Daha önce de söylemiştim, onun için hayal tuvalleri çok olasıydı. Ama bu seferki heyecanı farklıydı. Onu en çok etkileyen "Mutlu Bir Bahar" isimli tablo tamamen yıldızlardan oluşuyordu. Yıldı...

Fısıldadığım Şarkılar

Fısıldadığım Şarkılar Sıcak bir yaz günü Güneş gibi bir gülümseme gördüm, Buz gibi bakışların altında Sana fısıldadığım şarkılarla çevriliydi etrafım Süsleyen ışığını giymiştin güneşin  Terk edilmiş bir binanın çatısında Kopmuş tüylerden oluşan, kargalardan Gri zeminde beyaz bir bukettik biz Parmak ucunda duruyordum dengede Sana dokunup anladım o zaman Doğumla ölüm arasında ne yapmak istediğimi Ve sen sordun gülümseyerek Yaz sıcağında bir gün, Terk edilmiş bir çatıda, Düşüyoruz şimdi biz Ve tekrar sordun sen bana Kimse benim için ağlamayacak mı?

Kaybolmak

Kaybolmak Elimle koymuş gibi, Biliyorum Bir yerdesin. Kaldırımları soğuk Sokakları dağılmış Bu şehrin içinde Bir yerdesin. Konuşmayalı kaç bahar gördü, Kaç yıldız göçüp gitti? Farklı olsun istesem bile Sen, bir yerdesin. Elimle koymuş gibi, Biliyorum Eskisi gibi değilim artık. Gözleri soğuk Saçları dağılmış Bu adamın içinde Bir yerdesin. Beni görsen tanır mısın, Bilir misin şiirler yazdığımı? Farklı olsun istedim çok kez Ama sen, bir yerdesin

Akşam Geçsin

Akşam Geçsin Akşam geçsin beklerken İzliyorum boş sokakları, Yorgunluk var aklımda Ve tümden yorulmuşsun. Yorulmuş saçların, Giysilerin, Sesin... Alıştım bahar yakın; Bir geçsin doğar güneş Her daim canım sıkkın; Ama sen Bilemezsin...

Uyuşmazlığın Eşsizliği

Uyuşmazlığın Eşsizliği Kelimelerim kifayetsiz kalmış. Bazıları var, çoktan kullanılmış. O yüzden suskunum, anlatamıyor-- Olmuyor... hayaletler konuşuyor.

Biri

Biri Günümüz geldi, hatırda kalırsa sabah Doktoru iyi, insanı kötü Orhan; Paltosuz girme sakın denize, Üşütürsün...

Solgun Amor

Solgun Amor Dokunma bana, yakıyor tenin Bakma o puslu gözlerinle İyiyim, iyiyim dedim sana Aşkımı çıplak ellerle boğdum. Bulamazsın eşini sevginin Layıkın yok yalnız kalbimde Nasıl yaparım bunu ben sana Aşkımı çıplak ellerle boğdum. Ben ki kimseye bedelim Virane mizacım böyle Deli diyorlar sabahları bana Aşkımı çıplak ellerle boğdum.

Katlanamıyorken Kendime

Katlanamıyorken Kendime Bu güzellik de kim, duruyor Bahar bahçesinde son bahar Kuşlar bile ürkmüş, konmuyor Onu kaçırmaktan korkarak Kim olabilir böyle narin Böyle kırılgan ve de keskin Gözleri bile yetiyor, hiç Görmeden bilebilir kalbim Ah Isabella'ymış meğersem Seven kız, beni en derinden Yazık oldu o gözler benim Anlamam ki hiç değerinden

Onsuz Sonsuz

Onsuz Sonsuz Senin gözlerin O gözler Isabella Öyle derinler ki Daha önce çok Boğuldum böyle, Denizlerde.

Pes Etmenin Homeostatik Analizi

Pes Etmenin Homeostatik Analizi Olgun elma kırmızı Kalp atışların hala aynı Küt küt bir, sonra iki Değişmedin demek ki Evinin camına dayansam Otursam o soğuk kaldırıma İzlesem sadece Kuşlar var rengarenk Ve önünde bir kapı, küt Çocuklar hep mutlular Ve önünde bir kapı, küt Pes etmiş yapraklar Ve önünde bir kapı, küt Tanıdım arabayı Ve önünde bir kapı, küt Pek değil, inen adamı Ve önünde bir kapı, küt Ne kadar sert vuruyor Ve önünde o kapı, tak Kayboluyor sureti, Ve önünde o kapı, pat Kuşlar var rengarenk Çocuklar hep mutlu Pes etmiş yapraklar Bir bahar son buldu Ah, ah, ne kadar acı Ve önümde bir kapı.

Sema

Sema Nasılsın diye sordun Akşam semasında bir gün, Ben bildiğin gibiyim Her gün, her Allah'ın gün

Hala Eski

Hala Eski Sokaklar mıydı esasen Issız adamı bekleyen Yoksa yüreğim miydi Sessizleşen, sensizleşen Fenerleri kaldırmışlar Yok artık alışık yollar Taşları ki hala eski Bu Ankara bizsizleşti

Hatırlarsam

Hatırlarsam Ve son kez nefes alayım,  Tuzla dolsun ciğerlerim Gün gelir unutursam, Nefesimi tekrar veririm. Ne dalgaları bulurum, ne martıları Gökyüzünü deniz zannederim Hatırlar mıyım acaba, Bu hüznüm nedendir? 

Yalnız Seviyorum Seni

Yalnız Seviyorum Seni Martı sesleri geliyor, Eski gramafon üstüne. Ağaç ulu, seni soruyor Gitmek lazım ziyarete Dalga sesleri geliyor, Adımlarımız usulca. Kız güzel, sana benziyor Benzemezsin başkasına Çökünce sabah sisi Kaplıyor tüm benliğimi. Sonunda her şey susuyor Adam aynı, bildiğin gibi

Güzel Meleğim

Güzel Meleğim Güzel meleğim beni bekler Vakit yakınken gideyim ben, Güzel meleğim beni bekler Ayaz yakınken gideyim ben.  İçimden ağlamak gelir, bir vakit Deniz böyle yapar işte beni, Her daim hüzünlendirir Dalgalar ve müzikali Uçup gider bütün sözler Karmaşık hayatlar, alkolik eşler Yol uzun, epeyce sürer Güzel meleğim beni bekler "Son kez ağla tanrı kulu." Narindi sesinin donukluğu İçimi ısıttı, aciz bedenimi Her şeyin varmış bir ilki Bavulum yok, belirsiz yönler Güzel meleğim beni bekler Başım dolu, ıssız maşrapa Akşam meleğim beni bekler

Mutlu Olmayı Unutan Çocuk

Mutlu Olmayı Unutan Çocuk    Yılın bu zamanında pansiyondaki tek kişinin ben olacağımı düşünüyordum. Çalıştığım iş yüzünden buradaydım ve akıl sağlığı yerinde olan kimsenin, ormanın - ki bembeyaz karlarla kaplıydı tüm ağaçlar- içinde kaybolmuş olan bu ıssız harabeye gelmesinin mümkünatı yoktu. Zaten ben pansiyona vardığımda da beni karşılayan tek kişi yaşlı resepsiyonistdi. Yüzünde bir ağacın gövdesini anımsatacak kadar çok kırışıklık vardı ve gözleri birbirine fazlasıyla yakındı. Bu rahatsız edici görüntüyü desteklercesine bu adam gelmemden duyduğu tatsızlığı gizlemek için hiç çaba sarf etmiyordu. "Tüm odalar boş. İstediğine geç, yerleş. Sıcak su sadece akşam sekizde var. Kahvaltı sabah dokuz çeyrekte, öğle yemeğiyse..." (...)    Dışarıdan büyük bir villayı andıran pansiyonun terasında oturmuş kahvemi yudumlarken karların arasında, ileride, bir kırmızılık belirdi. Arabanın motorundan çıkan gürültülü hırıltılar orman boyunca yankılandı ve giderek yakl...