Karga diyerek genelleme yapsak da aslında çoğu mitolojide karga ve kuzgun tek bir motif olarak kullanılırlar. Çoğu durumda “ölüm”ü ve ölümün karanlık taraflarını resmetmek için kullanılsalar da bazı mitolojilerde kutsal varlıklar olarak anlatılırlar. Mitolojilerde Karga: Kelt mitolojisinde savaş tanrıçası Morrighan, çoğu zaman karga formunda yolculuk eder. Yanına iki tane daha karga alan Morrighan’ı gören insanlara Morrighan’ın onları her daim izlediğinin bilirler. -- ya da onu kızdıran birisiyle görüşmek üzere olduğunu. Bazı Gal öykülerinde, kuzgun ölülerin öbür dünyaya taşınmasını sağlar. Hatta bazı cadı ve efsunculara kuzguna dönüşme gücünü de bahşetmiştir. Yerel Amerikalılar kargaları kurnaz ve kandırıkçı bir varlık olarak görmüşler. Karganın kandırdığı insanları anlatan onlarca hikâye vardır. Bazı kabilelerin efsanelerine göre ise, Karga yaratılışla ilgili olan herşey ve ötesiyle bağdaştırılmış, insanlara ışığı getirenin karga olduğu düşünülmüştür. Bu kabilelerin bazı ...
Corvus Corvidae Morrighan hazırlanırken savaşa Gökte belirirmiş üç tane karga Ölümden ne kadar korkarlar, yazık Ölümsüz karga hapis bu hayata Yıldızlar kadar beyazmış eskiden Kim kaçmış ki Apollon un güneşinden Küstah Baykuş almış yerini, yazık Beyaz karga artık farksız kömürden Bu siyah güzeli görmez mi gözün Ona sorsan hayatı dolu hüzün İyi Habil'i öldürmüş Kabil, yazık Bilge karga tüm insanlara küskün Bir şey var bu hayvanda beni çeken Kurnaz mı desem, biraz da çekingen Değerini bilemedim ki, yazık Bu karganın bir parçası da benden _______________________________________________________________ Çoğu halk folkloruna ve farklı milletlerin mitolojilerine etki eden karganın hikayesini bilmek lazım, tüm yazılarımı neden bu çatı altında toplamak istediğimi öğrenmek için. Kısaca bahsedeyim bir hikayesinden: Yunan Mitolojisi’ne göre “Gece Kuşu” olarak geçen karga en parlak yıldızdan daha parlak beyaz tüylere sahipmiş. Athena’nın en sevdiği kuşmuş üstelik...
Eski Taksi Taksinin kapısının açılmasıyla içeriyi soğuk bir esinti doldurdu. Sezer, eski yumuşaklığını kaybetmiş koltukta rahat bir oturuş bulmaya çalıştı. "18. Cadde'ye". Araba, sanki gecenin bu geç saatinde bir yolcu almaktan duyduğu şikayeti haykırmak istercesine, bir homurtu çıkardı. Gece vardiyalarının birini bile kaçırmayan bu eski arabanın hala çalışması bir mucizeydi. Eski günlerinden eser kalmayan yaşlı arabanın boyası soyulmuş, motorları paslanmış, farları parlaklığını kaybetmişti ancak kontağın her çevirilişinde bunlara aldırmadan tüm gücünü ortaya koyuyordu. Durmayı sevmiyordu ama gün geçtikçe harekete geçmek zorlaşıyordu. Onun için kendini beğenmiş diyebilirdiniz eskiden olsa. O halinden eser kalmamıştı şimdi. Tekrar hareket etmezse bir gün, geride kalacak olanların ondan daha büyük bir sıkıntıya gireceğini biliyordu. "Gününüz nasıl geçti?" Sezer dikiz aynasından, onu düşüncelerinden uzaklaştıran bu yabancıya baktı. İçinde bir hiddet oluşma...
Nefis
YanıtlaSil